Fazla mesai alacağı, iş davalarında en sık talep edilen ama ispatı en zor alacaklardan biridir. İşçi çoğu zaman uzun saatler çalıştığını bilir; ancak bunu mahkeme önünde hangi delille kanıtlayacağı konusunda tereddüt yaşar. İmzalı bordrolar, işe giriş-çıkış kayıtları ve tanık beyanları bu noktada belirleyici rol oynar. Bu yazıda fazla çalışmanın nasıl ispat edileceğini Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin 2026 tarihli bir kararı üzerinden açıklıyoruz.
4857 sayılı İş Kanunu'nun 63. maddesine göre genel bakımdan çalışma süresi haftada en çok kırk beş saattir. Kanunun 41. maddesi, kanunda yazılı koşullar çerçevesinde haftalık kırk beş saati aşan çalışmaları fazla çalışma olarak tanımlar. Fazla çalışmanın her bir saati için verilecek ücret, normal çalışma ücretinin saat başına düşen miktarının yüzde elli yükseltilmesiyle ödenir. İşçi isterse bu zamlı ücret yerine her bir saat fazla çalışma için bir saat otuz dakika serbest zaman kullanabilir.
Fazla çalışma için işçinin onayı gerekir ve fazla çalışmanın toplamı bir yılda iki yüz yetmiş saatten fazla olamaz. Ancak bu sınırın aşılması, fazla çalışılan sürelerin ücretinin ödenmesi yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz.
Fazla çalışma yaptığını iddia eden işçi, bunu ispatla yükümlüdür. Bu genel kural, işçinin elinde her zaman yazılı belge bulunmadığı gerçeğiyle birlikte değerlendirilir. Yargıtay'ın kabulüne göre fazla çalışma şu delillerle ispatlanabilir:
Bordrolar, fazla mesai uyuşmazlıklarında en önemli belgedir. Yargıtay'a göre işçinin imzasını taşıyan bordro, sahteliği ispat edilinceye kadar kesin delil niteliğindedir. İmzalı bordroda fazla çalışma ücreti ödenmiş görünüyorsa, o ay için ödemenin yapıldığı varsayılır ve işçinin daha fazla çalıştığını tanıkla ispat etmesi kural olarak mümkün olmaz.
Bu kuralın iki önemli istisnası vardır:
Bordrolar imzasızsa, banka veya ödeme kayıtları getirtilir ve fazla çalışma karşılığı ödendiği anlaşılan tutarlar hesaplanan alacaktan mahsup edilir.
Tanık beyanları fazla mesai davalarında çoğu zaman tek delildir. Ancak Yargıtay, işyerindeki çalışma düzenini bilmeyen veya bilmesi mümkün olmayan tanıkların anlatımlarına değer verilemeyeceğini kabul etmektedir. Davacıyla aynı dönemde, aynı işyerinde çalışmış ve çalışma saatlerini bizzat görmüş tanıkların beyanları ise önem taşır.
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin 21.04.2026 tarihli, 2026/1328 Esas, 2026/3551 Karar sayılı kararına konu olayda, bir eczanede çalışan işçi fazla çalışma alacağı talep etmiştir. İlk derece mahkemesi hesabı, davacının her nöbette çalıştığı kabulüyle hafta sonu 14 saat, hafta içi 4 saat fazla çalışma üzerinden yapmış; Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi'nin kararından sonra dosya temyize gelmiştir.
Daire, davacı tanıklarının aynı işyerinde çalışmadığını ve görgüye dayalı bilgilerinin bulunmadığını tespit etmiştir. Davalı tanıkları ise işyerinde üç kişinin çalıştığını ve nöbete bir kişinin kaldığını beyan etmiştir. Daire bu ispat durumuna göre davacının nöbetlerin üçte birinde çalıştığının kabul edilmesi ve ayrıca makul indirim yapılması gerektiğini belirterek kararı bozmuştur.
Kararda ayrıca fesih tarihine ilişkin bir usul eksikliği de bozma nedeni yapılmıştır. Dava dilekçesindeki çelişkiler, taleple bağlılık ilkesi (HMK m. 26/1) ve hâkimin davayı aydınlatma ödevi (HMK m. 31) çerçevesinde giderilmeden hizmet süresinin yalnızca SGK çıkış tarihine göre belirlenmesi hatalı bulunmuştur.
Konya'da bu uyuşmazlıklar için arabuluculuk başvurusu Konya Adliyesi'ndeki arabuluculuk bürosuna yapılabilir; anlaşma olmazsa dava Konya İş Mahkemeleri'nde görülür.
Fazla çalışmanın ispatı işçiye aittir; ancak işyeri kayıtları, ihtirazi kayıtlı bordrolar ve işyerini bilen tanıklar bu ispatı mümkün kılar. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin 2026/1328 E., 2026/3551 K. sayılı kararı, tanık beyanlarının görgüye dayanması gerektiğini ve nöbet usulüyle çalışılan işyerlerinde hesabın çalışma düzenine göre yapılması gerektiğini göstermektedir.
Bu yazı genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır; somut uyuşmazlıklar için hukuki değerlendirme yerine geçmez.
