Düğünlerde takılan altın bilezikler, çeyrek ve yarım altınlar, kolyeler ve diğer takılar, evlilik süresince çoğu zaman bir ihtiyaç anında bozdurulur: Ev alınır, araç alınır, borç kapatılır. Evlilik sorunsuz sürdükçe bu harcamalar pek konuşulmaz; ancak boşanma gündeme geldiğinde "ziynetler kimin, geri verilecek mi, kim neyi ispat edecek?" soruları uyuşmazlığın merkezine yerleşir. Bu yazıda ziynet eşyasına ilişkin temel kuralları ve Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 2025 tarihli bir kararını açıklıyoruz.
Yargıtay'ın yerleşik uygulamasına göre düğünde takılan ziynet eşyası, kimin tarafından takılmış olursa olsun, kural olarak kadına bağışlanmış sayılır ve kadının kişisel malı niteliğini kazanır. Türk Medeni Kanunu'nun 220. maddesi de eşlerden birinin yalnız kişisel kullanımına yarayan eşyayı ve karşılıksız kazanma yoluyla edinilen değerleri kişisel mal olarak sayar. Bu nedenle düğün ziynetleri, kural olarak, boşanmada eşler arasında paylaştırılacak "edinilmiş mal" kapsamında değil, doğrudan kadının malvarlığı içinde değerlendirilir.
Yöresel bir örf ve âdet ya da taraflar arasında özel bir anlaşma bulunduğu ileri sürülebilir; ancak bu tür istisnalar da ayrıca ispat edilmelidir.
Uygulamada en sık karşılaşılan durum, ziynetlerin erkek tarafından alınıp bozdurulması ve ortak bir ihtiyaç için harcanmasıdır. Ziynetlerin harcanmış olması tek başına iade borcunu sona erdirmez. Yargıtay'ın ifadesiyle, ziynetlerin geri istenmemek üzere verildiği iddia ve ispat edilmedikçe, bunları alan taraf iade etmekle yükümlüdür. İade, öncelikle ziynetlerin aynen geri verilmesi şeklinde istenir; aynen iade mümkün olmazsa bedelin ödenmesi talep edilebilir.
Türk Medeni Kanunu'nun 6. maddesine göre kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür. Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 190/1. maddesi de ispat yükünü, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa yükler.
Ziynet davalarında bu kurallar şöyle işler:
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 14.05.2025 tarihli, 2024/9098 Esas, 2025/5031 Karar sayılı kararına konu olayda kadın, düğünde takılan ziynetlerin ev alınırken rızası dışında erkek tarafından alındığını ve iade edilmediğini ileri sürerek ziynetlerin aynen iadesini, bu mümkün olmazsa bedelinin ödenmesini istemiştir. Erkek ise ziynetlerin kadının rızasıyla ve geri alınmamak üzere bozdurulduğunu savunmuştur.
Çankırı 2. Asliye Hukuk Mahkemesi (aile mahkemesi sıfatıyla), ev alınırken ziynetlerin kadının rızasıyla ve geri alınmamak üzere bozdurulduğunu beyan eden tek bir tanığın anlatımına dayanarak ziynet talebini reddetmiş; Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 28. Hukuk Dairesi de istinaf başvurusunu esastan reddetmiştir.
Yargıtay ise farklı sonuca ulaşmıştır. Daireye göre ziynetlerin erkek tarafından ev alınırken bozdurulup harcandığı sabittir. Bu durumda ziynetlerin geri verilmemek koşuluyla verildiğini ispat yükü erkektedir. Diğer delillerle desteklenmeyen, soyut nitelikteki tek bir tanık beyanıyla bu savunmanın ispat edildiği kabul edilemez. Bu gerekçeyle karar, ziynet alacağı yönünden kadın yararına bozulmuş; boşanma ve buna bağlı diğer hükümler ise oy birliğiyle onanmıştır.
Karardan çıkan sonuçlar şöyle özetlenebilir:
Ziynet eşyasının iadesi talebi, boşanma davasıyla birlikte ya da ayrı bir dava olarak aile mahkemesinde ileri sürülebilir. Konya merkezde bu davalara Konya Aile Mahkemeleri bakmaktadır; aile mahkemesi bulunmayan ilçelerde ise görev, aile mahkemesi sıfatıyla asliye hukuk mahkemesine aittir. Aile hukukundan doğan bu tür uyuşmazlıklarda dava açmadan önce arabulucuya başvurma zorunluluğu bulunmamaktadır.
Düğünde takılan ziynetler kural olarak kadının kişisel malıdır ve bunları alan taraf, geri istenmemek üzere verildiğini ispat etmedikçe iade etmekle yükümlüdür. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 2024/9098 E., 2025/5031 K. sayılı kararı, bu ispatın soyut ve desteklenmeyen bir tanık beyanıyla yapılamayacağını açıkça ortaya koymaktadır.
Bu yazı genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır; somut uyuşmazlıklar için hukuki değerlendirme yerine geçmez.
