Boşanma, ayrılık ya da aile içi küslükler, çoğu zaman yalnızca eşleri değil, büyükanne ve büyükbabaları da torunlarından uzaklaştırır. Velayeti elinde bulunduran ebeveyn, torunun dedesi ve ninesiyle görüşmesine izin vermediğinde, büyükanne ve büyükbabanın hukuken başvurabileceği bir yol var mıdır? Bu yazıda Türk Medeni Kanunu'nun 325. maddesini ve Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 2026 tarihli, torunla kişisel ilişkinin süresine ilişkin kararını açıklıyoruz.
Kişisel ilişki, kural olarak velayet kendisine bırakılmayan ana veya baba ile çocuk arasında kurulur. Ancak kanun, bu hakkı yalnızca ana ve babayla sınırlamamıştır. Türk Medeni Kanunu'nun 325. maddesine göre olağanüstü hâller mevcutsa, çocuğun menfaatine uygun düştüğü ölçüde, ana ve babadan başka kişilere, özellikle hısımlara da çocukla kişisel ilişki kurma hakkı tanınabilir. Ana ve baba için öngörülen sınırlamalar, bu kişiler hakkında da kıyas yoluyla uygulanır.
Büyükanne ve büyükbaba, çocuğun kan hısımı olduğundan bu hükmün en tipik uygulama alanını oluşturur. Uygulamada torunla görüşmenin ebeveyn tarafından engellenmesi, ebeveynlerden birinin vefatı veya aile içindeki derin anlaşmazlıklar gibi durumlar bu kapsamda değerlendirilmektedir.
Kişisel ilişki davasında mahkemenin esas aldığı ölçüt, büyükanne ve büyükbabanın istekleri ya da ebeveynin tutumu değil, çocuğun üstün yararıdır. Mahkeme; çocuğun yaşını, gelişimini, büyükanne ve büyükbabayla daha önceki bağını, yaşadıkları yerin uzaklığını ve kişisel ilişkinin çocuğun huzurunu bozup bozmayacağını birlikte değerlendirir. Çocuğun yaşı ve olgunluğu elverdiği ölçüde görüşü de dikkate alınır. Aile mahkemeleri bu davalarda sıklıkla pedagog, psikolog veya sosyal çalışmacı gibi mahkeme bünyesindeki görevlilerin raporlarına başvurur.
Ana ve baba için geçerli sınırlamalar kıyasen uygulandığından, kişisel ilişki çocuğun huzurunu tehlikeye düşürüyorsa ya da hak sahibi bu hakkı amacına aykırı kullanıyorsa sınırlandırılabilir veya kaldırılabilir.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 30.06.2026 tarihli, 2026/7468 Esas, 2026/7414 Karar sayılı kararına konu olayda babaanne ve dede, 2017 doğumlu torunlarıyla kişisel ilişki kurulmasını talep etmiştir.
Eskişehir 8. Aile Mahkemesi talebi kabul etmiş; ancak kişisel ilişkiyi yatısız ve sınırlı sürelerle belirlemiştir: her ayın birinci hafta sonu cumartesi ve pazar günleri 10.00-17.30 saatleri arası, dini bayramların ikinci günü 10.00-17.30 arası ve ilk yarıyıl tatilinin son hafta sonu cumartesi ve pazar günleri 10.00-17.30 arası. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi istinaf başvurularını esastan reddetmiştir. Kararı anne hükmün tamamı yönünden, davacılar ise kişisel ilişkinin süresi yönünden temyiz etmiştir.
Yargıtay, annenin temyiz itirazlarının tamamını reddetmiştir. Davacıların süreye ilişkin itirazlarını ise yerinde bulmuştur. Daireye göre belirlenen süreler, dede ve babaanne ile torun arasında sevgi ve iletişimin kurulmasına yeterli değildir. Kişisel ilişki; davacılar açısından torun sevgisinin tadılmasını ve özlemin giderilmesini, küçük açısından ise sevgi ortamında büyümesini ve hısımlık bağlarının kuvvetlenmesini sağlar. Küçüğün üstün yararı da gözetilerek daha uygun süreli ve yatılı bir kişisel ilişki kurulması gerekir.
Yeniden yargılama yapılmasına gerek görülmediğinden karar, HMK m. 370/2 uyarınca düzeltilerek oy birliğiyle onanmıştır. Yargıtay'ın belirlediği düzen şöyledir:
Torunla kişisel ilişki kurulması davaları aile mahkemesinde görülür; Konya merkezde bu davalara Konya Aile Mahkemeleri bakmaktadır. Kişisel ilişkiye ilişkin davalar zorunlu arabuluculuk kapsamında değildir; dava doğrudan aile mahkemesinde açılır.
Büyükanne ve büyükbaba, olağanüstü hâllerin varlığı ve çocuğun menfaatine uygun düşmesi şartıyla torunlarıyla kişisel ilişki kurulmasını isteyebilir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 2026/7468 E., 2026/7414 K. sayılı kararı, bu ilişkinin sembolik sürelerle sınırlı tutulmaması, çocuğun üstün yararı gözetilerek yatılı ve sevgi bağının kurulmasına elverişli sürelerle düzenlenmesi gerektiğini göstermektedir.
Bu yazı genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır; somut uyuşmazlıklar için hukuki değerlendirme yerine geçmez.
