Anlaşmalı boşanma, eşlerin boşanma ve sonuçları konusunda uzlaşarak evliliği tek celsede sona erdirebildiği bir yoldur. Uygulamada çoğu zaman hızlı ve sorunsuz bir süreç olarak görülse de, eşlerden birinin sonradan fikrini değiştirmesi hâlinde ne olacağı sıkça merak edilir. Bu yazıda anlaşmalı boşanmanın şartlarını, protokolün önemini ve iradeden dönmenin sonuçlarını Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 2025 tarihli bir kararı üzerinden açıklıyoruz.
Türk Medeni Kanunu'nun 166/3. maddesine göre evlilik en az bir yıl sürmüş ise, eşlerin birlikte başvurması ya da bir eşin diğerinin davasını kabul etmesi hâlinde evlilik birliği temelinden sarsılmış sayılır. Bu hâlde boşanma kararı verilebilmesi için:
gerekir. Hâkim, tarafların ve çocukların yararını göz önünde tutarak bu düzenlemede gerekli gördüğü değişiklikleri yapabilir. Bu değişikliklerin taraflarca kabul edilmesi hâlinde boşanmaya karar verilir.
Tarafların mali sonuçlar ve çocuklar konusundaki uzlaşması genellikle yazılı bir protokolle ortaya konulur. Protokolde özellikle şu konuların açık ve tereddüde yer bırakmayacak şekilde düzenlenmesi önemlidir:
Belirsiz bırakılan her başlık, ileride ayrı bir uyuşmazlığın konusu olabilir.
Anlaşmalı boşanmanın dayanağı, tarafların özgür ve devam eden iradesidir. Yargıtay uygulamasına göre bu irade, boşanma hükmü kesinleşinceye kadar geri alınabilir. Taraflardan biri anlaşmalı boşanma iradesinden dönerse, TMK m. 166/3'ün aradığı ortak irade ortadan kalkar ve bu hükme dayanarak boşanmaya karar verilemez. Bu durumda dava sona ermez; çekişmeli boşanma davası olarak görülmeye devam eder. Artık evlilik birliğinin temelinden sarsıldığı, tarafların kusur durumları ve talep edilen tazminat ile nafakanın şartları delillerle ispat edilmelidir.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 12.05.2025 tarihli, 2024/1539 Esas, 2025/4829 Karar sayılı kararına konu olayda taraflar 16.03.2020 tarihinde anlaşmalı boşanma protokolü düzenlemiş, kadın boşanma davasını açmıştır. Gaziosmanpaşa 1. Aile Mahkemesi ilk kararında TMK m. 166/3 uyarınca anlaşmalı boşanmaya hükmetmiştir.
Erkek bu kararı istinaf etmiş ve 03.12.2020 tarihli dilekçesiyle anlaşmalı boşanma iradesinden vazgeçtiğini bildirmiştir. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi, erkeğin anlaşmalı boşanma iradesinden döndüğünü, bu nedenle davanın çekişmeli olarak görülmesi gerektiğini belirterek ilk derece mahkemesinin hükmünü kaldırmış ve dosyayı geri göndermiştir. Bunun üzerine çekişmeli yargılama yapılmış, erkek de birleşen (karşı) boşanma davası açmıştır.
Çekişmeli aşamada verilen karar, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 38. Hukuk Dairesi'nin incelemesinden sonra Yargıtay'a gelmiştir. Yargıtay, dava çekişmeli olarak sürdürüldükten sonra tarafların kusur durumunun dosyadaki delillere göre doğru belirlenmediğini, bu yönden yapılan değerlendirmenin hatalı olduğunu ve erkeğin birleşen davasının da kabulü gerektiğini belirterek kararı oy birliğiyle bozmuştur.
Karardan çıkan sonuçlar şöyle özetlenebilir:
Konya merkezde anlaşmalı ve çekişmeli boşanma davalarına Konya Aile Mahkemeleri bakmaktadır. Boşanma davaları zorunlu arabuluculuk kapsamında değildir; dava doğrudan aile mahkemesinde açılır.
Anlaşmalı boşanma, tarafların hüküm kesinleşinceye kadar devam eden ortak iradesine dayanır. Taraflardan biri bu iradeden dönerse dava çekişmeli boşanma davasına dönüşür ve kusur, tazminat ve nafaka gibi konular yeniden tartışmaya açılır. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 2024/1539 E., 2025/4829 K. sayılı kararı, istinaf aşamasında yapılan iradeden dönmenin bu sonucu doğurduğunu ve çekişmeli aşamada kusur değerlendirmesinin delillere göre eksiksiz yapılması gerektiğini göstermektedir.
Bu yazı genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır; somut uyuşmazlıklar için hukuki değerlendirme yerine geçmez.
